sosyal-medya-bagimliligi

Bağlan ama bağımlı olma!

Çağımızın en yaygın hastalığı belki de sosyal medya bağımlılığı. Bir çoğumuz her anımızı Twitter’da, her fotoğrafımızı Instagram’da ya da Facebook’da paylaşmadan edemiyoruz.

Ne zaman bir şeyi yapmaktan keyif alsak, durumun keyfini çıkarmak yerine bunu sosyal medyada paylaşarak zaman harcıyoruz. Sosyal medya bakıldığında hepimizin kullandığı sanal ortam, bağımlı oldum demek aslında şurada devreye giriyor sosyal medyayı bir süre kullandığınızda sanal hayatınızla gerçek hayatınız birbirine girmeye başladığında bağımlı olduğunuzu anlıyorsunuz. Bağımlılık dediğimiz şey kökünde olduğu gibi bağımlı bir şeyin size zarar verdiğini bile bile girmektir. Örneğin; dışarıda yemek yerken o yemekten çok o yemeği instagram’a koymak sizin daha fazla hoşunuza gidiyor yemeğinden tadından çok o fotoğrafa aldığınız like’lar sizi mutlu ediyor. İnsanların beğenilme isteği sosyal medyada egoist duygularını ortaya çıkarabiliyor. Gerçek hayatta kendini ispat edemeyen kanıtlayamayan insanlar orada kendini daha iyi ifade ettiğini ve özgür olduğunu düşünerek daha çok vakit geçirmeye başlıyorlar.

Dünya genelinde genç kuşaklar X, Y, Z kuşakları olarak adlandırılıyor. X kuşağı yeniliklere adapte olmaya çalışırken, bir yandan sabırla iş hayatlarında kademe atlıyor; Y kuşağı iş hayatında hemen yönetici olmayı, para harcamak için çalışmayı tercih ediyor, kendi görüşlerinden asla vazgeçmiyor; Z kuşağı ise artık sokakta birdirbir oynamıyor, ipad’leriyle sosyalleşiyor. Bağımlılığı en çok yaşayan kuşakta Z kuşağı peki bunların özellikleri nelerdir?

Z nesli, 2000 yılı ve sonrası doğanlardır. İnternet ve mobil teknolojileri kullanmayı severler. Günümüzde yaygın olan akıllı telefonlar, ipad’ler ya da tablet bilgisayarlar ile her alanda aktif kullanırlar. Özellikle internet aracığıyla sosyalleşmeyi tercih ediyorlar. Diğer kuşaklarla farklı olarak, internet ve teknoloji ile doğdukları tabir edilir.

Sosyal medyada bu kadar uzun vakit geçiriyoruz zaman ayırıyoruz, teknoloji bu kadar gelişip akıllı telefonlar yayılmadan önce ki zamanımızı nerede geçiriyorduk? Hayatımızın neresinden nelerden kendimizi kısıtlayıp uzaklaştırarak sosyal medyayı bu kadar fazla hayatımızın içerisine kattık.

Peki sosyal medyanın aile üzerindeki etkileri nasıl olur? Aile bireyleri arasında iletişimsizliğe neden olduğu gibi ailenin örf adet kültürlerinde de değişikliğe sebep olmaktadır. Özellikle son zamanlarda bir çok ailede sosyal medya yüzünden kaynaklanan geçimsizlik ve boşanmalar meydana gelmektedir. Bir çok ailede Pek çok aile çocuklar için konulan 13 yaş sınırına uymuyor ve onları erken yaşta sosyal medyayla tanıştırıyor hesap açıyor ya da açmasına göz yumuyor. Çevremize baktığımızda, çocuğunun bilgisayarda fazla vakit geçirmesinden şikâyetçi anneleri ve annesinin kendisini çok sıktığını ifade eden çocukları sıklıkla görüyoruz.

Bazı annelerin henüz yeni yeni Facebook’a dâhil olmasıyla beraber, internete şöyle ucundan bakan anneler de var. Onlar “Şu yemeğin tarifi neymiş yavrum, internetten bir bakıver” cümlelerini yavaştan duyuyoruz. Tabi bir taraftan da dijital dünyaya kesinlikle kapılarını kapamış, oranın gerçekten kötü olduğuna inanan anneler var. Bu tür anneler, sosyal medyayı sevmemekten öte oraya karşı büyük korku duyuyorlar. Aslında en temel sorun korkudan değil interneti tanımamaktan kaynaklanıyor. Okul yıllarında çocukların bilmedikleri konulardan korkmaları gibi bir korku bu. Tabi her annede yaradılıştan gelen çocuklar için endişe hali de bu korkuyla birleşiyor.

İnternette kaynağını bilmediğim bir yazı buldum ve sizinle paylaşıyorum.
Karı ve koca bir akşam yemeklerini bitirdikten sonra, yorgun argın oturma odasına geçerler. Kadın ilkokul öğretmenidir. Öğrencilerine verdiği ‘ne olmak istersiniz’ başlıklı kompozisyon ödevini notlandırmak için masaya geçer. Kocası da eline cep telefonunu alıp, koltuğuna yerleşir.
Nihayet yorgun bir günün ardından dinlenebilecektir.
Kadın, tüm kompozisyonları notlandırıp işinin bittiğini düşünürken, kenarda kalmış bir ödevin gözünden kaçtığını fark eder ve not vermek için okumaya başlar.
Kâğıtta yazansa şudur: ‘Benim dileğim, akıllı bir telefona dönüşmektir.
Dileğim bu çünkü annem ve babam telefonlarını gerçekten çok seviyorlar.
Annem ve babam sadece telefonlarına dikkat gösterirler, hatta bazen de beni unuttukları olur.
Annem ve babam işten yorgun döndüklerinde, vakitlerini telefonlarıyla geçirirler, benle değil. Önemli bir işle meşgul olsalar dahi, eğer telefonları çalarsa, anında yanıt verirler.
Ama aynısını benim için yapmazlar, ağlasam bile… Annem ve babam cep telefonlarında oyun oynarlar, benimle değil. Telefonda konuşurken, heyecanla yanlarına gidip bir şey paylaşmak istesem, hemen beni susturup, yanlarından gönderirler. Bu yüzden cep telefonu olmaktır, dileğim. Çünkü belki de ancak o zaman beni telefonları kadar severler.’ Kadın gözyaşları içerisinde kompozisyonu okur. Kocası sorunun ne olduğunu sorar, kadın ödevi kocasına verir. Adam hızlıca okuduktan sonra hangi mutsuz öğrencisinin bu kompozisyonu yazdığını sorar.
Ancak ondan sonra kadın, bu fazladan ödevin nereden çıktığını anlar.
Çünkü o fark etmeden araya konmuştur. “Kompozisyonu yazan öğrencilerimden biri değil” diye cevap verir kadın. “Onu yazan oğlumuzmuş.”

Eğer siz de sürekli ve ‘amaçsızca’ sosyal medyada geziniyorsanız, sosyal medyada yaşanan mutluluklar gerçeğin önüne geçmeye başlamışsa, gerçek hayatta görüştüğünüz arkadaşlarınızla yüz yüze görüşmeyi azaltmış ve sosyal medyadan sohbet ediyorsanız siz de sosyal medya bağımlısı adayısınız. Yani huzuru sosyal medyada arayıp, gerçek hayattan kaçıyor ve sanal mutluluklara sığınıyorsunuz. Sosyal medya mutsuzluk denizinde adeta bir can simidine dönüşüyor ve bu can simidi sizi çok kısa bir süre idare ediyor.

Bir süre sonra, bir buluşmaya gidecekken kendinizi güvensiz ve çekingen hissedersiniz. Dışarı çıkma isteği git gide daha da azalır. Dışarıda eskisi kadar zevk almazsınız.
Sosyal medyada çok sosyal görünen ‘biz’ , aslında asosyalin ta kendisi olmuşuzdur. Oradaki biz, biz değilizdir, idealimizdeki kişi olur çıkarız ve o kişi olmanın ya da olamamanın ağırlığı altında gerçek yaşamda huzursuz ve mutsuz oluruz.

Bu yüzden bilmeliyiz ki çok sosyal görünüp insan içine çıkmaktan kaçanlar Twitter, Facebook ve İnstagram kullanıcıları aslında tanıdığımızdan çok farklı kişilerdir.
Peki sizce nasıl kurtulabiliriz bu bağımlılıktan?
Tedavisi ya da ilacı yoktur. Her şey kişinin elindedir, hakimiyetindedir. Geçici bir süre hesapları kapatarak ya da farklı sosyal faaliyetlere yönlenerek bir süre sonra sosyal medyayı kullanmamayı deneyebilirsiniz.

Peki siz sosyal medya bağımlısı mısınız? Bu soruların cevabını vererek bunu öğrenebilirsiniz?

  • Sabah uyandığınızda yüzünüzü yıkamak yerine cep telefonunuza mı bakıyorsunuz?
  • Gününüzün kaç saatini sosyal medyada geçiriyorsunuz?
  • 4-5 dakikada bir cep telefonunuza bakma ihtiyacı duyuyor musunuz?
  • Hiç rüyanızda twit attığınızı gördünüz mü?
  • Yan odanızda ki kişilerle Watsapp ile iletişime geçiyor musunuz?
  • Günün olağan saatlerinde durum güncellemesi yapıyor musunuz?
  • Sosyal medya hayatınızın neresinde?
  • Giysilerinizi, makyajlarınızı günlük olan rutin hallerini gittiğiniz yerleri paylaşıyor musunuz?
  • Canınız sıkıldığında aklına gelen ilk şey o mu?

Eyüp SARICA
ARNAVUTKÖY BELEDİYESİ
Sosyal Medya Uzmanı