photo  1

 

Kişinin kendisine ait bir hesabı yönetmesi ile bir kuruma ait hesabı yönetmesi birbirinden farklıdır. Bulunduğumuz kurumun sosyal medya hesabını yönetirken aslında Kamu itibarının söz konusu olduğunu aklımızda tutmalıyız. Başka bir deyişle yazılan her şey şahsi değil, bulunduğumuz kurumu temsil etmektedir ve bu da belli sorumluluklar doğurabilir. Mesela dilimiz, üslubumuz önemlidir, samimi bir dil kullanmak ama bunu yaparken de sınırları iyi ayarlamak gerekir.
Yönetmekte olduğunuz kamu kurumuna ait bir birimin sosyal medya hesabına bir şikayet gelmesi halinde mesela birkaç karakterle buna cevap vermek yeterli gelmeyecektir, ‘’ Kimlik bilgisi verin size ulaşalım ‘’ ya da ‘’ Çağrı merkezimiz sizi bilgilendirecektir’’ gibi tekdüze cevaplar dışında daha kişisel ve samimi cevaplar iletişimi değiştirecektir. Beyaz masa buna örnek olarak verilebilir.

Mesela Türkiye’nin en büyük GSM operatörlerinden bir tanesini arıyorsunuz müşteri temsilcisine ulaşmak istediğinizde karşınıza çıkan ilk kişiler konuyu çözebilecek yetkinliğe sahip değiller bu sebeple belli bir süre konuşuyorsunuz, “tamam, hallediyoruz, iletiyoruz” yanıtlarını alıyorsunuz ancak belli bir süre sonra artık iletişim çığırından çıkıyor, sinirleniyor ve telefonu kapatıyorsunuz. Burada artık bir etkileşimden söz edemiyoruz elbette.
Böyle örnekler vermemizin sebebi aslında sadece kişilerin, sanatçıların veya siyasilerin değil, kurumsal hesapların da ‘’Online İtibar’’ yönetimini iyi yapmaları gerektiğini göstermek.

Online itibar nedir ? diye soracak olursak ; Olumlu içeriklerin gösterilmesi olabilir, belki olumsuz içeriklerin çıkarılması olarak da algılayabiliriz. Bu kişiler kendimize yakın bulduğumuz siyasiler de olabilir sanatçılar da olabilir. Web teknolojilerinde Web 2.0 ile içerik sağlayıcıları ortam sağlayıcılarına dönüştü web 2.0 kavramı da aslında hepimizin kullandığı sosyal medya kavramının tamamını içeriyor. Ortada bir çerçeve var ve bunun içini biz dolduruyoruz. Mesela sözlüklerde bir başlık açılıyor ve o konu ile ilgili herkesin görüş ve paylaşımları yazılıyor, günlük iletişimimiz ve oyun oynamakta örnek olarak verilebilir. Yani artık tek taraflı bir bilgi aktarımı değil, karşılıklı bir etkileşimin söz konusu olduğu mecralardan söz ediyoruz.

Aslında hepimizin bir Dijital kimliği var bunu doğru biçimde yönetmek bir yandan bizim elimizde. Ama bazen bunu yönetemediğimiz durumlarla da karşılaşabiliyoruz. Belli başlı dönemlerde sosyal medya hesabı üzerinden bir tartışmanın içine girebiliyoruz ve bunun için ünlü olmamıza da gerek yok. Ya da radyodan biri veya bir akrabanızın yakını ilgisiz bir olayda size tavır yapıp cephe alabiliyor ya da hakarete maruz kalabiliyorsunuz. Bunların hepsi karşılıklı etkileşimle ortaya çıkan durumlardır.
Esas olarak Bilişim Hukuku 2 kapsamda değerlendirilir;
1- Hukuki Boyutu yani Alacak boyutu (Tazminat )
2- Cezai boyutu;
Bilişim hukukunun cezai boyutu anlamında ilk akla gelen Bilişim sistemleri aracılığıyla işlenen suçlar olacaktır. Mesela bilişim sistemleri aracılığıyla bir kişiyi öldüremezsiniz ancak intihara yöneltme suçları işlenmesi mümkündür.

Bu gibi suçlar aslında var olan ancak teknolojik gelişmeler sonucu artık bilişim teknolojileri aracılığıyla da işlenebilir hale gelen suçlardır. Bir de Kategorik olarak salt bilişim sistemleriyle işlenen suçlardan bahsetmek mümkün.

Mesela şahsi twitter hesabınıza birisi erişim sağladı ve bir şey yapamıyorsunuz sadece hesabınızın başkası tarafından kullanıldığını gelen bir uyarı mesajıyla görüyorsunuz. Ne yapabilirsiniz? İşte bu hususlar da Bilişim Hukukunun konusunu oluşturur. Burada bilişim hukukunu salt internet üzerine oturtmak çok da doğru değildir. Mesela hepimiz akıllı telefon kullanıyoruz bir fotoğraf çekerek bir çok platformda paylaşıyoruz. Burada daha dikkatli olmamız gerekiyor. Fotoğraflar bakımından telif hakları söz konusu olabilir ve tazminat ödemek zorunda kalabiliriz.

photo 2
Bilişim sistemleriyle işlenen suçları doğru tespit etmek de bir başka önemli husus. Bilişim sistemleri ile işlenen suçlardan hangisini hakaret olarak algılamalıyız? Hangisini tehdit? Burada işlemi yapan ve muhatap bazında değerlendirme yapılmalıdır. Mesela ‘’Seni bulursam döveceğim ‘’diyeceğiniz yetişkin biri bunu tehdit olarak algılamaz ama muhatap küçük bir çocuk ise tehdit olarak algılanabilir.

Türkiye’de bilişim alanında en ciddi sorunlardan biri Sosyal Medya platformlarının Türkiye’de herhangi bir şubelerinin olmayışı. Bu kurumlar muhatap olarak alınamadığı için kamu kurumlarına, cezai kurumlardan gelen resmi yazılara cevap verme olanakları maalesef hiç yok. Bunun en önemli nedeni hukuki yaptırımlardan çekiniyor olmaları elbette. Örnek olarak Google Fransa da yasal temsilcilik açtığı ilk sene ödediği tazminat miktarı 10 milyon doların üzerinde.
Başka bir deyişle bir ülkede ülke temsilciliği açarsanız o ülkede ülke sınırları gereği ülkesellik prensibi ile sizden taleplerde bulunabilirler. Sosyal medya platformları da özellikle bundan korkuyor, aslında 2 korkuları var;
1- Ülkelerin baskısı ve siyasal baskı altında bulunmamak
2- Belli bir felsefe ile devam etmek

Türkiye bakımından sosyal medya mecralarına yönelik kanunu altyapı bir kısım eksiklerimiz olmasına pek çok ihtiyacı karşılayabilecek yeterlilikte.
Facebook Türkiye de en çok kullanılan sosyal medya araçlarının başında geliyor . Japonya da ise çok düşük ,bu gibi firmaların temsilcilik açmama nedenleri de yargılama alanına girmek yük almak ve baskı altında kalmak istemiyorlar ama şöyle bir yanlışlıkta var bize bunu yaparken başka yerde temsilcilik açıyorlar bu da en büyük hatalardan biri. Bizi sevemedikleri için olabilir .

Mahkemeye konu olmuş bazı olaylardan örnekler vermek bu noktada faydalı olabilir. Mesela size twitter üzerinden bir hakarette bulunuldu ve dava açmak istiyorsunuz. Sizin sadece ekran görüntüsünü aldığınız bu içerik yeterli olmamaktadır, çünkü üzerinde istenildiği gibi değişiklik yapma ihtimali vardır. Belki de kendi adına açılmış haberi olmadığı başka bir hesap üzerinden hakaret içeriği oluşturulmuş da olabilir .

Bir davada İzmir’ de umuma açık bir otelde yine umuma açık bir hesaptan bir başkasının hesabı amiyane tabirle patlatılmış hesaptaki paralar da yurt dışındaki bir hesaba transfer edilmişti. Fail yakalanamadığı için otel sahibi 60 yaşındaki teyzeye dava açılmıştı. Davada herhangi bir şeyi ispat edemedik. Biz de , teyzemizi İzmir’den İstanbul adliyesine kadar getirdik. Davayı bu teyze bu nitelikte bir işlemi yapacak teknolojik birikime sahip değildir, argümanı üzerine kurduk . Teyze ile duruşmaya girildi hakim sorguyu tamamladı ve en son ‘’ bu teyzeyi buraya niye getirdiniz ?’’dedi . Ama teyze duruşmaya gelmemiş olsa kesin ceza alacaktı .
Bu noktada bir de “Ortam sağlayıcı” kavramından bahsetmek lazım. Ortam sağlayan o an itibariyle bir platform kuruyor ve sadece o platforma giriş şartlarını düzenliyor. Mesela 15 yaş üstü girebiliyor ama içeride ne yaptıklarına dair sorumluluk ortam sağlayıcının mesuliyetinde değil , yani kişilerin yazdıklarından ve paylaştıklarından da ortam sağlayıcılar sorumlu olmadıklarını belirtirler
Tehdit ve Hakaret suçları bakımından mahkemeye intikal edebilmesi için mağdur veya şikayetçinin şikayette bulunması gerekmektedir. Mesela whatsapp dan yapılan bir hakarete karşı kişi isterse yasal bir işlem yapılabilir sebebi de kişisel bir aidiyetin olması .

Peki eski eşiniz ya da sevgilinizle çekildiğiniz fotoğrafların paylaşılması suç mudur ?
Burada nasıl bağlamda kullanıldığına bakılmalıdır. Her ne kadar beraber çekilmiş olunsa da şantaj aracı ya da nefret unsuru olarak kullanılıyorsa suç olabilir. Özel hayata ilişkili sözlerin ve içeriklerin ifşa edilmesinin cezai yaptırımı söz konusudur. Mesela bir görüşmeyi kaydettiniz ve aleni olarak ifşa ettiyseniz bu bir suçtur . Kişinin haberinin olmadığı şartlar altında yapılmış olması bir suç unsuru olma nedenidir. Ancak kayıt altına aldığını kayıtta belirtirse bazı hallerde delil olarak kullanılabilir.
Genellikle telefon kayıtları dosyalarda çok kullanılır hatta telefon operatörlerinden görüşme kayıtlarının talep edilmesi dava taraflarınca çok istenir ancak şu bilinmelidir ki hiçbir telefon operatöründe birebir telefon kaydı diye bir kayıt yoktur, sadece görüşülen tarih, saat ve görüşülen numaralar kaydedilir. Onun dışında bir telefon kaydı olarak içerik kaydı yoktur .
Burada “delil yasakları” kavramı gündeme gelmektedir. Bir delil elde ederken kanunda öngörülen şartlara uyulmazsa o delil gerçek dahi olsa dosyada kullanılamaz. Mesela Adana da bir evin çatısında Hint keneviri yetiştiriliyor, biri ihbar ediyor ve emniyet güçleri gelip gerçekten de Hint keneviri olduğunu görüp topluyorlar. Ancak ortada doğru şekilde alınmış bir arama kararı olmadığı için, sonrasında olay Yargıtaya intikal edilince Yargıtay Genel Kurulu verdiği kararda hukuka aykırı olarak elde edilen bu delillerin olayda delil olarak kullanılamayacağını belirtiyor. Yani klasik hukuk tabiriyle ‘’Zehirli ağacın meyvesi de zehirli olur‘’. Bu ilke telefon görüşmeleri, yazışmalar vs. de için de geçerli.

Bilişim hukukunun en çok kullanıldığı davalardan biri de boşanma davasıdır. Dosya temelde telefon kayıtları whatsapp yazışmaları vs. üzerinden gidiyorsa bu durumda 2 görüş ön plana çıkıyor:
• Başka bir delil yoksa kullanılabilir.
• Kişinin özelidir kullanılamaz.
Maalesef mahkemeler nezdinde henüz oturmuş bir uygulamadan yada bu görüşlerden birinin tercih edildiğinden söz etmek mümkün değil.
Bu noktada bazı ipuçları verebiliriz sadece. Örneğin, Telefon tacizi yaşanan olaylarda telefon konuşmalarını birden fazla kişiye dinletmek, bunların hepsinin sizin ailenizden olmaması mahkeme önünde davanızı güçlendirebilir. Ses kaydı olarak almak ise karşı tarafın izni olmadığı için delil olarak kullanılamayacaktır. Tacizciyi Yazılı olarak mesaja da yönlendirmek bir yöntemdir, bu elinizi kuvvetlendirir. Ya da tacizciye “Şu an söylediklerini kaydediyorum, dava açacağım” demek yani kayıt içinde kayıt esnasında kayıt yapıldığı bilgisini vermek de bu kayda delil niteliği kazandırmanın bir başka yolu olabilir.
Bir bilişim sisteminin şifresini kırarak sisteme bilgi yükleme, bilgi aktarma verileri değiştirme gibi suçların cezası 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası olduğu Türk Ceza Kanununun 243. Maddesinde belirtilmiştir. Büyükşehirlerde Salt bilişim suçlarıyla ilgilenen genç ve dinamik kadrolardan oluşan ‘’Bilişim Büroları’’ mevcut . Bunların sayısı arttıkça hem uzmanlaşma hem de koruma şemsiyesi artacaktır.

Peki herhangi bir sitede adınıza paylaşım gördünüz hakaret, iftira, küfür, aşağılama vs. içeriyor. Böyle bir durumda ne yapabilirsiniz? Eğer içerik sağlayıcı web sitesine ulaşabiliyorsanız mail yada fax yoluyla kaldırılmasını talep etmek ilk izlenecek yol olmalıdır. Bu iletilerin karşı tarafa ulaştığı bilgisini mutlaka almalısınız. Sizin uyarınız ellerine ulaşmasına rağmen içerik 2 gün içerisinde kaldırılmazsa oturduğunuz yere en yakın adliyeye gidip sulh ceza hakimliğine talepte bulunacaksınız . Verilerin çıktısını alıp delil olarak vererek içeriğin engellenmesi talep edebilirsiniz, aynı zamanda host firması Türkiye de ise onunla da irtibata geçmek gereklidir.
Ayrıca sizi rahatsız eden içerik eğer “Kişilik haklarına saldırı” niteliğinde ise ve “Özel hayatın gizliliği söz konusu ise” 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun uyarınca Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) başvuru yapmak da bir yoldur.
Süreç ise şöyle devam edecektir. Siz Sulh Ceza Mahkemesine gider ve söz konusu URL hakkında talepte bulunursunuz. Hakim 24 Saat içerisinde karar verir. Karar eğer sizin lehinize ise URL adresine (link) erişimin engellenmesi kararı alınır. Karar mahkeme tarafından Erişim Sağlayıcılar Birliğine gönderilir. Birlik, 4 saat içerisinde kararı tüm içerik sağlayıcılara ileterek URL’ye erişimi engeller. Mahkeme kararı sadece Kişilik Hakkının ihlal edildiği bölüm veya URL ile ilgili olacağından yalnızca sayfa engellenecek, bütün bir sitenin kapanması önlenecektir.