İnternet  insanoğlunun anlamadan inşa ettiği ilk şey , şimdiye kadar yaşanmış en büyük anarşi denemesidir .

Eric Schmidt

Dijital Çağ ile beraber bugün yaşadığımız kaos ve krizlere çözüm üretmek, fırsatları değerlendirmek ve “zamanın ruhunu” anlamak için internet iletişiminin hangi atmosferde doğduğunu anlamak gerekir diye düşünüyoruz. Eğer bunu anlarsak “anlamladırabiliriz”.

İnternetin Ortaya Çıkış Hikayesi;

İnternet; 1960’lı yıllarda soğuk savaş döneminde Rusya’nın ABD’ye nükleer silah ile saldırması ve tüm iletişimin saldırının etkisiyle yok olması senaryosu üzerine çalışılmış bir doktora teziydi. O zamanki adı ARPANET olan bu savunma projesi ABD Savunma Bakanlığı’nın önem verdiği projelerden biri oldu. Daha sonra bu saldırı senaryosu gerçekleşmemesine ragmen bu proje – biraz yeraltında da olsa- gelişmeye devam etti. Bu kısa tarihçeye bakıldığında iki nokta dikkat çekicidir; birincisi internetin ilk andan itibaren merkeziyetçi ve kontrolcü bir yapının dışında gelişmiş olması, ikincisi ise saldırı senaryosunun gerçekleşmeyip gündemden düşmesiyle birlikte öğrencilerin kendi aralarında otoriteten uzak, kendi kurallarını geliştiren yapıyla, bir anlamda “yeraltı iletişimi” şeklinde gelişmiş olmasıdır. Bu atmosfer ile gelişen internet; bugünün sahte hesap kültürünü, kontrol edilmesi güç yapısını, Redhack, Korsan Parti, Anonymous gibi grupların doğmasına zemin hazırlamıştır.

İnternetin ilk versiyonu  Web 1.0 olarak nitelendirilen dönemdir. Bu dönem statik, etkileşimi olmayan, tek taraflı, içeriğini sadece site sahibinin belirlediği, kullanıcıların yapabilecekleri tek etkileşimin e-posta göndermek olduğu sosyal medya patlaması öncesi dönemdir. Sonraki dönem olarak nitelendirilen Web 2.0 ise çift taraflı iletişimin olduğu, dinamik, interaktif, içeriğinin çoğunlukla kullanıcılar tarafından oluşturulduğu bir dönemdir. Bu dönemi tetikleyen en önemli gelişmelerin başında masaüstü bilgisayarlar ile birlikte transistor, işlemci, disk donanımı, wi-fi, bluetooth, 3G gibi frekans ve telefon teknolojilerinin gelişmesi olmuştur. Bu “mobilite” dediğimiz dönem Web 2.0 çağına hep birlikte yelken açmamızı sağlamıştır.

Web 2.0 ile Hayatımızda Neler Değişti?

Web 2.0 ile birlikte amatör video yüklemeler, blog tutmalar, profil oluşturup fotoğraf paylaşmalar trend olmuştur. Facebook, Twitter, İnstagram vb. sosyal ağlar bu dönemin en popüler mecraları haline gelmiştir. Hiç programlama bilgisine ihtiyaç duymadan herkes içerik üretmeye başlamış , bu da interneti daha zengin hale getirmiştir.

Ticarileşen, ucuzlayan masaüstü ve mobil teknolojiler, yaygın ve ulaşılabilir internet ağları, gelişen Web2.0 mecraları herkesin dijitali kullanabilmesine olanak sağlamıştır. Bu durum kaçınılmaz bir şekilde vatandaşları ve devletleri “dijital” standartları, kuralları ve olanakları tartışmaya itmiştir.  Böylece dijital vatandaş ve dijital devlet kavramları ortaya çıkmıştır.

Dijital Vatandaş Kimdir?

Bilgi ve iletişim kaynaklarını kullanırken eleştirilebilen, online davranışların etik sonuçlarını bilen, ahlaki online kararlar alabilen, teknolojiyi kötüye kullanmayan, dijital dünyada iletişim kurarken ve işbirliği yaparken doğru davranışa teşvik eden vatandaştır. Teknolojiyi kullanma bilgisine sahip olmak, elektronik bilgi alış verişinde bulunmak, E- ticaret farkındalığı gibi  birçok elementin biraraya gelmesi ile oluşan dijital vatandaşlık coğrafi sınırlara bağlı bir vatandaşlık algısını da sorgulatır.

Dijital Devlet ise hizmet ve çalışmalarını elektronik mecraları kullanarak yapan yapılardır.

Ve Sosyal Medya

Mobilite ile birlikte yani “akıllı” cihazların cebimize girmesiyle “anı” paylaşma, bilgiye hemen ulaşma olanağı olmuştur. Böylece “sosyal medya” denilen ve hala üzerinde konuşulan mecralar ortaya çıkmış ve popüler olmuştur.

Sosyal medyada katılım için şart olmaması, kolay erişim, tüm ekosistemin şeffaf olması, tek kişilik güç olma imkanı, ciddi takipçi sağlaması, gerçek zamanlı iletişim, risksiz katılım ve az efor, geri bildirim ve analiz fırsatı gibi özellikler çok sevilmesini sağlamıştır. 

Sosyal ağların en büyük özelliği, anlık olarak yüzmilyonlarca kullanıcıdan büyük miktarlarda veri üretmesidir. Bu veriler o kadar fazladır ki, veri madenciliği yöntemleriyle bir araya getirilmesi sonucu içinden kullanıcıları ayırt edici veya tanımlayıcı yeni bilgiler çıkarılabilir.

Sosyal CV Dönemi

Yukarıda bahsettiğimiz gibi mobilite ile sosyal medyayı kullanan bireysel veya kurumsal tüm yapılar özel & genel tüm bilgilerini internet dünyasına aktarmaya başlamıştır. Böylece internette biriken tüm bilgiler bugün “büyük veri” olarak adlandırılan bir anlamda insanlığın özgeçmiş – özgeleceğini oluşturmaktadır.

Ve Geleceğe Dair

İnsanların birbiriyle konuşmasının yanında herşeyin birbiriyle konuşması da şu an yaşanan bir başka gelişmedir. Fiziksel nesnelerin birbirleriyle ve çevreleriyle iletişimini sağlayarak günlük hayata entegre edilmesi olarakta düşünülebilecek bu döneme “nesnelerin interneti” çağı diyebiliriz. Kullandığımız cihazlar, araçlar, elbiseler, kitaplar, binaların  hepsi bir ya da daha fazla fonksiyona sahiptir. Bu araçların  birbirleri ile iletişim kurarak hareket ettiği sistem her geçen gün daha çok hayatımızda yer almaktadır. Evinize doğru geldiğinizin haberini aracınızın evinizdeki klimaya, su ısıtıcısına vs. haber vermesi ..gibi özellikler bu etkileşimlere örnek verilebilir.

Sonuç olarak; Eric Schmidt’in dediği gibi anlamadan inşa edilen bu teknolojinin hayatımızı her yönüyle etkilediğini ve etkileyeceğini unutmadan neler yapmalıyız?

  • Kendimizi eğitip farkındalık yaratmak. Siber saldırılara karşı bilgi sahibi olmak ve çevremizi bilgilendirmek .
  • Paylaşmadan önce düşünmek. Yaptığımız paylaşımların silinmeyeceğini bilmek ve gelecekte karşımıza çıkabileceğini unutmamak.
  • Dijital varlıklarımızı ve kişisel bilgilerimizi korumak.
  • Kullandığımız mecralarda güvenlik ayarlarımızı yapmak.

Yenilenebilir enerji kaynakları ile birlikte internetin de gelişmesi, üçüncü sanayi devriminin ayak seslerini duymamızı sağlıyor. Yeni bir devrimin eşiğinde olduğumuz bu çağda interneti anlamak ve doğru kullanmak insanlığın en büyük meselesidir.

IMG_1164

Bilal Eren, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi