foto

Yazılı tarih, günümüzdeki kadar profesyonel olmayan bir yayıncılık deneyimiyle başlar. Duvarlar kağıt, çiviler çekiçler kalem olur. Duygular, hayaller, hayatlar aktarılır bu araçlarla. Zamanla bilginin aktarıldığı ortam yumuşamaya başlar. Özel imal edilmiş kağıtlardan el yazmalarına, seri baskılardan ciltlere kadar değişik mecralara dönüşür. 21. yy’da ise elektriksel varla yokların dünyası olan dijital ortama geçmeye başlar naçizane bilgiler. Ne var ki bilginin kendisine değil, bulunduğu ortamına değer verenler tarafında süreç yavaşlatılır. Çivi yazısının tozuna, taze parşömenin verdiği hisse kendini kaptıranların devamı yeni basılmış bir kitabın nostaljik kokusuna bayılanlar şeklinde tezahür ediyor günümüzde. “Kitabın şarjı biter mi ya?”, “Kokusu olmadıktan sonra neyleyim kitabı?” benzeri cümleler ile gösterir bu güruh kendini.

Ancak, tarihin bizlere vermiş olduğu en önemli ders, sadece değişim konseptinin değişmeyeceği yönündedir. 100 yıl önce önemli olan mektuplaşma, yerini dijital torunu olan maillere bıraktı. Telgraf, anlık mesajlaşma programlarına; foto albümler, sosyal medyaya meydanı bırakıp terki diyar eylediler. Tozuna hapşırmak dan araştırmaya vakit bırakmayan ansiklopediler de dijital dünyaya teslim oldu.

Bu perspektiften sonra, elektronik kitap konseptini ele alalım:

Elektronik kitap, bir kitabın belirli bir yapıda iBooks Author, Microsoft Word, Adobe Acrobat Reader gibi çeşitli yazılımlar aracılığıyla dijital hale dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan soyut üründür. Özellikle üniversite öğrencilerinin ve akademisyenlerin korkulu rüyası olan referans kitaplarına tek tıkla erişmek, yolculuğa çıkıldığında onlarca kitabı valizi zorlamadan rahatça taşıyabilme gibi kolaylıklar bu konsepti oldukça cazip kılıyor.

En yaygın kullanılan ekitap versiyonu, Adobe ekitap formatı olarak da bilinen PDF (Portable Document File). Bunun yanı sıra uluslararası açık bir standardı olan ePub ve Amazon dükkanının formatı olan mobi ve azw3 formatları da esnek kullanımları sebebiyle Apple iBooks Store’da ve Amazon Store’da oldukça popüler.

Ekitaplar arası dönüşümü sağlayan yazılımlar da, kullanım kolaylığı sağlamakta ve kitap okuma takibini kolaylaştırmakta. Örnek vermek gerekirse : Calibre isimli yazılım ile iBooks Store’dan satın alınan bir kitabı rahatlıkla Amazon Kindle Paperwhite isimli cihazda okumak üzere .mobi ya da .azw3 formatlarına çevirebilirsiniz. Kitaplarda aldığınız notları da bilgisayarınıza kaydedebilirsiniz.

Platform olarak bakıldığında Apple kendi cihazlarında iBooks yazılımını kullanırken bazı firmalar da kendi cihaz ailelerini oluşturmuş durumda. Amazon’un Kindle cihaz serisi de bunlardan biri. Dosya formatlarının yanı sıra bu cihazlardaki ekran teknolojileri de farklılık gösteriyor. Apple kendi cihazlarında LCD teknolojisini kullanıyor, bunun da uzun süreli okumalarda göz yorduğu öngörülüyor. Buna karşın Amazon’un kullanmış olduğu e-Ink yani dijital mürekkep teknolojisi ise bir ışık kaynağına ihtiyaç duyulmadan kullanıcılara basılı kitap okuma hissiyatını yaşatıyor.

E-kitabın teknolojik faydasının yanı sıra bilinen en iyi ekolojik faydası da basım amaçlı kullanılacak ağaç tüketimini son yıllarda oldukça azaltmış olması. 2010 yılında Amazon, ilk defa e-kitap satışının basılı kitap satışını geçtiğini duyurdu. Satın alınan e-kitapların basılı olarak elde edilmesi ihtimalini göz önüne alırsak, nasıl bir ekolojik kazancın olduğunu öngörmek zor olmaz.

Bu avantajlarına rağmen özellikle Türkiye’de ekitap konsepti maalesef pek yaygın değil. Bunun başlıca sebeplerinden biri de yayın evlerinin kolayca kopyalanma ihtimaline karşı, vitrinlerindeki basılı kitapların e-kitaplarını üretmek istememeleri ya da çok satan kitapları neredeyse basılı fiyatına yakın bir fiyatla satmaya çalışmalarıdır. Bu da Türkiye pazarında Türkçe e-kitap teminini oldukça zorlaştırmakta.

Yayınevlerinin soğuk bakma sebeplerinden biri ve belki de en önemlisi, ekitaba yönelik talebin artması ve basılı kitabın gözden düşmesi sonucunda ekitap satıcılarının tekelleşmesi ve yayınevleri üzerinde fiyat baskısı kurması ve bunun da yayınevlerinin karını oldukça azaltacağı endişesi. Ticari kanunlara ve tekelleşmeyi önleyici yönetmelik ve çalışmalara rağmen bu endişe, oldukça düşündürücü.

Türkiye ve dünya çapında ekitap okuyucu cihaz ve yazılımların kullanım oranlarına bakıldığında, yayınevlerine başka bir koz daha verilmiş olmakta. Yayınevleri, Türkçe ekitap arzının az olması sebebiyle kendi yaratmış oldukları kısırdöngüye bu durumu ve Türkiye’deki kitap okunma oranlarını da bahane etmektedir.

Avantaj ve dezavantajları incelendiğinde sonuç olarak, değişimin önüne tarih boyunca hiçbir zaman geçilemediği ortadadır. Gerek Türkiye ve gerekse diğer coğrafyalarda yayınevlerinin ticari amaçla ekitaba karşı aldıkları bu muhafazakar tavır, bilişim çağı dediğimiz 21. yüzyılda önümüzdeki yıllarda kendilerine dezavantaj olarak geri dönecektir. Tıpkı bilişime zamanında ayak uyduramayıp kasetten öteye geçemeyen ve piyasadan silinmek zorunda kalan Unkapanı esnafı misali, yayınevlerinin çoğu da bu kaderi yaşamak zorunda kalacak. Bilişimin gücünü keşfeden yazar ve edebiyatçılar da, kendi eticaret siteleri üzerinden ya da Amazon gibi dünya çapında yaygın şirketlerle anlaşarak çağı yakalamış olacak.

Ömer Faruk KARAASLAN

ESENLER GENÇLİK KOLLARI AR-GE VE EĞİTİM BİRİM BAŞKANI