image1 (1)

 

  Öncelikle Instagram’ın ne amaçla ne için kurulduğunu sonra da da ne amaçla kullanıldığını ele almakta fayda var. Instagram, adını İngilizce çok hızlı, anlık kamera (instant camera) ve telgraf (telegram) kelimelerinin birleşiminden alır. Instagram fotoğraflar üzerinde filtre ve efekt uygulamalarına izin veren bir fotoğraf paylaşma ve düzenleme uygulamasıdır. Ek olarak sunduğu sosyal medya olanakları ile de çekilen bir fotoğrafı kullanılan #tag ler sayesinde bütün Dünya ile paylaşma olanağı sunmaktadır.

Kurulma amacını sunduktan sonra bize getirdiği faydaları ve zararları ele alalım. Faydalarından bahsedecek olursak; Markalar ve satış odakları şirketlerin pazarlaması ve tanıtımı adına oldukça önemli olmaktadır. Sosyal mecralarda doğru stratejiler ile pazarlanan ürünlerin daha çok kitleye ulaşması sağlanabilir.  Dijital mağazalar ile hizmet veren markalar daha fazla kişiye ulaşacaklarından ve 7/24 hizmet verebileceklerinden dolayı internet teknolojisini kullanmayan mağazalara oranla daha önce olacaklardır.

Sağladığı etkileşim açısından, eğitim, araştırma ve bilgi sağlama anlamında da kapılarını ardına kadar açmaktadır. Örneğin Dünyayı gezen bir insan gezdiği yerlerin tüm fotoğrafları burada paylaşarak diğer insanlara ön ayak olmuş oluyor,onların da bu güzelliklerden faydalanmalarını sağlamış olup onların gezmelerinde rehber edinmiş oluyor.Böylelikle hiç bir bilgi sahibi olmayan gezgin bile Instagram taglerinden faydalanarak gideceği yerle ilgili önceden bilgi edinip,ona göre önlemini ya da rotasını belirlemiş oluyor.

Sanatsal fotoğrafları da es geçmemek gerekir,profesyonel bir fotoğrafçı fotoğraflarını Instagram da paylaşıp daha fazla kitleye ulaşabilmesinin yanında amatör kullanıcılara da deneyimlerini aktarabiliyor.

Paylaşılan yemeklere gelince,toplumda bu çok eleştirilse de yemek sayfaları yok değil. Tariflerin paylaşıldığı sayfalar hanımlar için oldukça pratik.O gün ne yapacağım diye düşünürken karşısına birden çıkan tarif anında günü kurtarabiliyor.

Tabi ki her şeyin artısı olduğu gibi eksileri de bulunmaktadır:

Sosyal medya ve sosyal ağ ortamları yetişmekte olan gençlerimizi aşırı derecede kullanımda gerçek sosyal ortamlardan uzaklaştırıyor.

Asosyal insan ilişkileri zayıf, pasif ve mutsuz kişilikler ortaya çıkabiliyor.

Akıllı telefonlar hayatımıza girdi gireli, sosyal medya ile yaptığımız paylaşımlar inanılmaz derecede arttı. Öyle ki, her pasta kesilmeden, her hediye verilmeden, her kıyafet giyilmeden, her sofra daha misafir oturmadan, kebaplar, tatlılar mideye gitmeden önce bir “klik”le dünya ile paylaşıma sunulabilir hale geldi. Daha olayı yaşamadan, lezzetini ya da elemini tatmadan önce paylaşımlar ve alınan “like-beğen” sayısı gündeme gelmeye başladı.

İnstagram da anı paylasan popülasyonun büyük çoğunluğunda şu dikkati çekiyor: “Yaptığını, yaşadığını ifade etme, paylaşma, gösterme arzusu”. Bu psikoloji insanda git gide bir enaniyete yol açıyor ve sosyal hayatlarına da bu duygular yansımaya başladıkça problem işte o zaman oluşmaya başlıyor. Sosyal yalnızlık, bir kendini beğenmişlik ortaya çıkıyor, küçük firavuncukların tohumu atılmış oluyor aslında fark etmeden.

Öyle ki, eğer yapılan bir aktivite, gidilen bir mekan Instagram da ya da Facebook da paylaşılmadığında sanki bir eksiklik haline gelmiş.Arkadaşlar bir mekanda buluşuyorlar, siparişler veriliyor, gelen yemeklerin resimleri çekilip o anda herhangi bir sosyal paylaşım sitesinden yayınlanıyor. Bu olay insanlarda bir çekememezlik durumu, ister istemez bir gıbda etme duygularına sebep oluyor ve nifak alametleri yeryüzüne cıkmış oluyor.

Anı yaşamak, yaşadığı üzerinde tefekkür etmek, fikir beyan etmek bunlar artık insanlarda sanki kendi için değil de başkaları için yapıyor duruma gelmiş bulunmakta. Hayata anlam katmak, durup düşünmek, bazen sükunet,yalnızlık gibi bazı duygular artık kalmamış cunku özel hayatımız ihlal edilmiş durumda. Mahremiyetimizin içine girilmiş durumda.

Bunları kontrol edebilmek, bizim kendi otokontrolümüzü sağlamamızdan geçiyor. Bir yere gidince hemen paylaşmak yerine önce o anın tadını cıkartıp, daha sonrasında fotoğrafı paylaşmamız bu noktada yapamıyorsak bile en azından kendimizi zorlamamız bizi ileri götürecektir sosyal yaşantımızı da sekteye uğratacak hale gelmeyecektir.

İnstagram da dolaşacağımız zamanları en azından ölü zamanlarımızda kullanırsak,verimli kullanacağımız dakikaları harcamamış oluruz böylelikle kitap okuyacağımız zaman kitap, arkadaşlarımızla vakit geçireceğimiz zamanlarda onlarla vakit geçirebiliriz, aileyle geçireceğimiz kaliteli zamanları sosyal mecralarda tüketmez isek aile bağları açısından da ileriye götürmüş oluruz.

Sonuç olarak, sosyal ağların hayatımız da ne kadar yer edindiğini düşünürsek aslında insanlığın hayatına teknoloji girdikten sonra ne kadar değiştiğini gayet açık bir şekilde görmekteyiz. Yapılan anketlerde de görüldüğü üzere insanlara telefonları ile günde kaç saat vakit geçirildiği sorulduğun da yaklaşık ortalama olarak 6-7 saat geçirildiği söylenmekte. Ama benim kanaatimce son zamanlarda trend olan başka sosyal mecralarda hayatımıza girdikten sonra bu saatin daha fazla olduğunu düşünmekteyim. Hayatımızın bu kadar içine giren bir ağın düşüncelerimizi ve yaşam tarzlarımızı bu kadar sığılaştırmadı insanların sosyal medyayı dikkatli ve kaliteli kullanmamasından kaynaklanmakta. Bunu fark eden insanların üzerine düşen vazife de bence insanlara sosyal medya bağımlılığı, sosyal medyayı ve dijital hayatı doğru kullanma, interneti faydalı kullanma gibi eğitim sempozyumları, seminerler, konferanslar daha fazla düzenlenmeli ve insanlar gitmeye teşvik edilip çoğu insana ulaşılıp bilinçlendirme yapılmalı ve insanları bu konuda sosyolojik ve psikolojik olarak düşünmeye sevk edilmeli. Böylelikle insanlarımızın bu bağımlılığının en azından azaltılacağını düşünmekteyim.

Büşra ŞENOL

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ASİL YÖNETİM-PROJE KURULU ÜYESİ