İnternet erişiminin hepimizi eşitleyeceği, zenginle fakir, bilenle bilmeyen, uzakla yakın arasındaki farkı sıfırlayacağı inancının ‘naif’ karşılandığı günlerdeyiz.

Ülkelerin, şehirlerin, semtlerin ve mahallelerin görünmez sınırlarla birbirinden ayrıldığı reel dünyada olduğu gibi internet ve sosyal ağlarda da gruplaşma, gettolaşma, dışlama ya da mahallecilik yükselişte. Globalleşmenin ve kültürel kaynaşmanın kutsandığı bu dönemin en etkili araçlarından biri olan internetin yakınlaşma için olduğu kadar ayrışma için de iyi bir platform olduğunu söylemek mümkün.

Kimileri Devianart, MySpace, Tumbrl ya da Vimeo’da bireysel, sanatçı, batılı yerler parsellerken kimileri isyanları, özlemleri ya da öfkeleri ile YouTube ve üçüncü sayfa haber yorumlarının hakimi oluyor. Instagram’ın minimalist sterilliğinde uzananlar, incisözlük .swf’lerine kızaranlar, sevdiği şarkılara gönlünden koptuğunca slayt şovlu klip yapanlar, repini aynaya tuttuğu cep telefonuna kaydedenler aynı mahalleden mi? E-posta adresinden sınıfsal konum ya da eğitim durumu tahmin edebildiğimiz de hotmail uzantılı e-posta kullananların yaş dilimi de sır değil.

Sosyal Medya’da bu hafta teknik olarak sınıfsız ve imtiyazsız kabul edilen internet ve sosyal ağların sosyoekonomik değerlendirmesi yapılıyor. ‘İnternet’ kimi ne kadar eşitledi? Tek başına internete erişim imkanı eşitlikçi bir ortam için yeterli mi? Gelişip karmaşıklaşan, ticarileşen internet, kullanıcılar arasında bir avantaj farkı yaratıyor mu?