reyhan maral

İnternet ve mahremiyet ile alakalı bu zamana kadar pek çok makale yazılmış bulunmakta. Ama yazılan çoğu makale de ya tamamen internetin üzerinde  ya da tamamen mahremiyetin üzerinde durulduğunu görmüş bulunmaktayım. Ben bu makalem de genellikle internetin mahremiyet üzerinde ki etkisinden bahsedeceğim.

Öncelikle bu iki terimin kelime anlamlarını inceleyelim. İnternet; Türkçe bir kelime olmayıp bilgisayarlar ile veri iletme / alma birimleri arasın organizasyonu sağlayan, böylece bir yerden diğerine veri iletişimini olanaklı kılan pek çok veri iletişim protokolüne verilen genel addır. Mahremiyet; kişiye ait, kişi ile ilgili, gizlilik, sakın, kişisel gizlilik anlamlarına gelmektedir. Bu makale için yaptığım araştırmalar da kendime sorduğum ve okuyucuların da kendisine sormalarını istediğim birkaç soru var. Bunlar; İnternet mahremiyetimizi korumamızda avantaj mı dezavantaj mı ? İnternette paylaştığımız paylaşımların ne kadarı mahremiyetimizi içeriyor? Sosyal medya ve internet mahrem sınırlarımızı aşıyor mu? Paylaşım içerisin de bulunduğumuz insanları ne kadar mahremiyetimizin içine sokabiliriz ve o kişileri nasıl ayırt edebiliriz?. Evet, şimdi bu sorulara tek tek cevap verilebilir ama genel olarak ifade edilirse yaptığım araştırmalar da internetin gizlilik ihlali yaptığına dair yorumlar getirilmekte. O da akla şu soruyu getiriyor. Gizlilik ihlali yapılan bir mecra da mahremiyet ne kadar korunabilir?

Sosyoloji ile bu durumu ele alırsak internetin bir çok faydasını buraya sıralayabiliriz hatta sayfalarca maddeleyebiliriz ama mahremiyet noktasın da aynı şeyleri söyleyemeyeceğim.İnternet ortamına atılan en küçük bir kişisel veri o andan itibaren genele ait olmaktadır. Dolayısıyla mahremiyet duygusunu da kanunlarla, yasalarla belirlemek yerine vicdani bir hareketle korumak gerekmektedir. Bunun dışında kişinin her hangi bir katkısı olmaksızın yayılan kişisel bilgilerin ise elbette güvence altına alınması şarttır. Ancak bu çalışmada bahsedilen, kişilerin hiç tanımadıkları insanlarla bile özel bilgilerini paylaştıkları noktasından hareketle, mahremiyet duygusunun kişilerin hayatlarında hangi noktada durduğunu ve bu kişilerin bilgi edinme ihtiyaçlarını nasıl temin ettiklerini tespit edebilmektir. Tabii bunun yanın da kullanıcıların da -sosyal medya üzerinden düşünürsek- kendi istekleri ile paylaşım yaptıklarını unutmamak gerekir. Ama şirketlerin hacklenen hesaplarını, önemli insanların şahsi hesaplarının hacklenmesi tamamen özel hayatın ihlaline girmektedir.

Psikolojik olarakta bu durumu ele alırsak eğer, insanlar hackerların korkusundan yada ilerleyen zamanlar da bilgilerinin başkaları tarafından ele geçirilmesi korkusu ile paylaşımlarının otomatikman kısıtlandığını ve bu konuda baskı altında hissettiğini düşünebilir. Yani insanlar bir şeyler paylaşırken ilerisini düşünmek zorunda kalabilirler ve bu da özgürlüklerini kısıtlamaya sebep olabilir. Birey, kararlarını verip seçimlerini yaparak özgürlüğünü gerçekleştirirken diğer insanlarla bir arada yaşamanın da en uygun biçimini aramıştır. Bu arayışta, tartışmaların ötesine geçerek  fikir birliğine en yakın toplumsal pratik demokrasi olmuştur. Demokrasi kendine de zarar verebilecek bazı zayıflıkları barındırsa da en iyi yönetim biçimi olarak kabul edilmiştir. Demokrasinin işlerliği insanlığın yürüdüğü yolda çok önemli bir kazanımdır, demokrasinin yıkımı ise insana ilişkin öykünün  hazin noktalanışı olabilir. Bu nedenle, özgürlük ve mahremiyet kendi başlarına değer taşımakla birlikte, demokrasinin varlığı için sahip oldukları koşulsu nitelik bağlamında ayrıca önemlidirler. İçinde yaşadığımız zamanda ise bilişim teknolojileri yaşamsal her alanda vazgeçilmez unsurlar olarak yeni olanaklar sunarken özgürlük, mahremiyet ve demokrasi  değerleri üzerinde olumsuz etkiler de oluşturabilmektedir.Bir kişinin özgürlüğü, diğer kişilerin özgürlükleriyle biraradadır. Bu biraradalığın gerektirdiği kurallar vardır. Özgürlük kuralsızlık olarak anlaşılmamalıdır. Annemarie Pieper; kuralsız özgürlüğü, insani olmayan bir özgürlük olarak açıklarken, diğer uçta, katı kuralların hüküm sürdüğü totaliter bir yapının tehlikesine de dikkat çeker.

Teknolojinin etkisi kitle iletişimiyle ilgili olarak dönüşüm olarak da ifade edebileceğimiz köklü değişimler getirmiştir. Bilişim teknolojilerinin geleneksel medyaya sağladığı olanaklarla yaşanan büyük farkların yanısıra İnternet, bireyler ve toplumlar arasında mümkün kıldığı iletişim akışı ve kurduğu köprüyle sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi anlamda büyük etkiler oluşturmaktadır. İnternet; bireylerin bilgiye erişimi, bilgi ve görüşlerini dağıtabilmesi, birey ve grupların birbirleri arasında haberleşmesi, ortak amaçlar doğrultusunda gruplar oluşturabilmesi açılarından değerlendirildiğinde özgür ifade, özgür iletişim ve katılım niteliklerine sağladığı katkıyla demokrasiyi destekleyen çok güçlü bir araç olarak yaşam pratiğinin vazgeçilmez bir unsuru olmuştur (Johnson 2009: 74, 75). İnternet dahil olmak üzere, bütün kitle iletişim araçları,  bilişim teknolojilerinin olanaklarını kullanarak özel – mahrem olanı ihlâl edebilmektedirler. İletişim araçlarının güçlü ve yaygın olması, mahremiyetin zedelenmesini – zarar görmesini kolaylaştırmıştır. Bu nedenle teknolojinin sağladığı yeni olanaklar özgürlük ve demokrasi açısından değerlendirildiğinde çok sevindirici yönleri olmakla birlikte yine kendine özgü niteliklerin gücü ve bu gücün kötü kullanıma da açık olması nedeniyle özgürlük ve demokrasi için tehdit edici bir boyut da kazanabilmektedir. Bilişim teknolojilerinin sağladığı olanakla kolaylıkla toplanabilen, saklanabilen ve dağıtılabilen kişisel bilgilerin kişinin bilgisi/ rızası olmadan ve/ ya amacı dışında kullanılabilmesi; doğrudan ya da dolaylı olarak kişilerin gözetlenmesi, haberleşmesinin izlenmesi kendi başına etik olarak kabul edilemeyecek edimler olmasının yanında, aynı zamanda demokrasinin gereği olan mahrem olanı ve mahrem alanı koruma hakkı, kişisel gelişimi sürdürebilme olanağı ve düşünceyi ifade edebilmeyi, eleştiriyi engelleyerek insana, değerlere ve insanlığın uygarlık yürüyüşüne büyük zarar verir.

Uygarlık tarihinin binlerce yıllık emek ve savaşımında gelinen noktanın, insanların insan onuruna aykırı biçimde birbirlerini dinlemeleri/ gözetlemeleri olduğunu görmek üzücüdür. Gücün totaliter bir grubun elinde olduğu; sevgi-güven ilişkisinin olmadığı; yoğun biçimde tüketen – gözetlenen – düşünmeyen ve söz hakkı olmayan bireylerden oluşan; mekanik bir dünya istenmiyorsa; insani olanı devam ettirebilmek üzere özgürlük değeri ve mahremiyetin korunması kaçınılmazdır.

 

REYHAN MARAL

ZEYTİNBURNU YÖNETİM KURULU ÜYESİ