resimDünya üzerinde, karanlık çağın başlangıcıyla birlikte insanlığın yararına olacak milyonlarca bilimsel ve teknolojik gelişmeler yaşanmaya başlanmış ve yaşanan her gelişme, o gelişmenin etkisi ve kapsama alanı dâhilinde insanlığa yarar sağlamıştır. Ancak, 1960’lı yıllarda IBM’in üretmiş olduğu ilk kişisel bilgisayarla birlikte, insanlar yaşanan bu teknolojik gelişmeyi kendi çizdikleri yok kapsamında ilerletebilmiş, bireysel olarak bilim ve teknoloji alanına yön vermeye çalışabilmişlerdir. Kişisel bilgisayarlardan önceki, belirli devletlerin tekelinde olan bilişim çağı, tüm dünyaya yayılmaya başlamıştır.
Kişisel bilgisayarların hayatımıza girdiği 1960’lı yıllardan günümüze uzanan bu teknolojik gelişmeleri incelediğimizde, bugün hayatımızda çok önemli bir yere sahip olan akıllı telefonların üretilmesi ve insanlar arasında yayılmasının süreci incelendiğinde bugüne kadar yaşanan tüm teknolojik gelişmelerin çok daha fazla katında bir yayılma hızına sahip olduğunu görebilirsiniz.
Akıllı telefonlarla birlikte, ilk etapta masaüstü bilgisayarlarda kullanılan kullanıcı sayısı iki milyarı bulan Facebook, akıllı telefonlarda da kullanılmaya başlanmış, hemen akabinde de Twitter, Instagram, WhatsApp gibi günlük hayatımızın oldukça büyük bir yerini dolduran dijital platformlar hemen yakınımızda, ceplerimizde yerlerini almaya başlamışlardır.
Bugün, dünyanın en değerli şirketlerinden biri olan Alphabet’in kuruluşu olan Google, insansız araba deneme sürüşlerine başlamış, güneş enerjisiyle kesintisiz uçuş imkânına sahip olan insansız uçaklar geliştirmeye çalışmaktadır. Günümüzde interneti yasaklamış ya da internet kullanımını kısıtlamaya çalışan bazı ülkelerdeki internet kullanımını arttırmaya yönelik üretmeye çalıştığı bu uçaklar, ülkelerin sınırları dışında kalan, uluslararası atmosfer tabakasında uçurtulmayı planlanmaktadır. Bu da bize, şu anda yaşanan bilim ve teknoloji alanındaki bu gelişmelerin kısıtlanamayacağını ve vatandaşlarını bu gelişmelerden uzak tutmaya çalışan ülkelerin planlarının delinebileceğini göstermektedir.
İnternet ve teknoloji alanındaki yaşanan bu gelişmeler, sadece bilim dünyasında önemli bir yer tutmayıp; Dünya üzerindeki ekonomik sistemde de çok büyük bir yer tutmaktadır. Aşağıdaki tabloda, Forbes’in açıklamış olduğu Dünya’nın en değerli beş şirketi yer almaktadır.
Tabloda dikkat çeken en önemli unsur, ilk beş şirketin dördünün teknoloji şirketi olduğudur. Bu da hayatımıza giren kişisel bilgisayarlarla birlikte, teknolojinin dünya üzerinde ne denli büyük olduğunun göstergesidir.
Son dönemlerde ülkemizde, “Kodlama”nın zorunlu ders olup olmaması hakkında görüşler belirmeye başlamıştır. Teknoloji ve internet alanında yaşanan ve Dünya Ekonomisi’nde bu kadar büyük bir paya sahip olan bu gelişmeler karşısında bu görüşlerin ortaya çıkması çok doğaldır ve bir o kadar da geç kalınmıştır. Son yıllarda, kodlamayı zorunlu ders haline getiren Hindistan, verimli tarım arazilerinden ve endüstriyel girişimlerden yoksun olmasına karşın teknolojik yatırımlarla 2010 yılında 1 trilyon 43 milyar ABD doları olarak kaydedilen Gayri Safi Milli Hasılası ile dünyada beşinci büyük ekonomi olmuştur.
Bugün, en değerli şeyin “Bilgi” olduğu kabul edilirken; Facebook içinde barındırdığı iki milyarı bulan üye sayısıyla, dünya üzerindeki insanların yaklaşık üçte birinin fotoğraflarından, ilgi alanlarından vakit geçirdiği mekânlara, dünya görüşlerine kadar tüm veriyle Dünya’nın en büyük bilgi bankası haline gelmiştir. Facebook’un kuruluş hikâyesine baktığımızda; 4 Şubat 2004 tarihinde, bir üniversite öğrencisi Mark Zuckerberg tarafından üniversitenin yurt odasında kurulduğunu görmekteyiz. Yani, bugün Dünya’nın en değerli beşinci şirketi konumunda bulunan, içinde bulundurduğu bilgi birikimi bakımından en önemli kaynak olan Facebook’un kuruluşunda bir bilgisayar ve kodlama bilgisinin haricinde herhangi bir ön kaynak bulunmamaktadır.
Çağımızda, ülkelerde yaşanan olumlu ve olumsuz hareketlerin birçoğu sosyal medya üzerindeki kullanıcıların, birbirleriyle olan etkileşimlerinin çok daha kolay ve anlık olmasından kaynaklanmaktadır. Özellikle Twitter’ı incelediğimizde, ülkelerde oluşan gündemleri direk vatandaşlarından takip edebiliyoruz. Bu avantajın yanında dezavantajlar da bulunmaktadır. Bunların en başında yala ve yanlış gündem oluşturmak gelmektedir. Sadece bir sosyal medya kullanıcısı tarafından başlatılan bir hareket, çok kısa bir süre içerisinde büyük bir ivmeyle bir topluluğa yayılabilmektedir ve ne yazık ki, milyarlarca kullanıcının bulunduğu bu platformlardaki bilgi kirliliği nedeniyle doğruyu ya da yanlışı seçmek neredeyse imkânsız bir hal almaktadır.
Kodlama yönündeki eksikliğimiz, ne yazık ki bizi bu platformlara mahkûm etmeye itmiş; toplumsal olarak belki ileride tüm dünyaya yayılabilecek ve kontrolü bizim elimizde bulunabilecek bu platformlara sahip olmamızı imkânsız hale getirmektedir.
Kodlama eğitimi, insanları sadece teknolojik alanda bilgilendirmenin dışında; içinde bulundurduğu algoritma teknikleri sayesinde daha geniş bir vizyonla donatacaktır. Kodlamanın yaygınlaşmasıyla birlikte, uzun vadede çok daha bilgi ve öğrenmeye açık, geniş bir bakış açısına sahip gençlere sahip olmaya başlayabiliriz.
Ülkemizde, her yıl yaklaşık 800.000 kişinin mezun olduğu üniversitelerden çıkan bilimsel ve teknolojik alandaki gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda; kodlama dersinin ilkokullarda bir ders olarak müfredata girmesiyle birlikte 17 milyon öğrencilik bir potansiyelden söz ediyor olacağız. Türkiye’nin Dünya’daki diğer ülkelere oranla en fazla genç nüfusa sahip olması, kodlama dersiyle birlikte; Dünya Ekonomisi’nde, teknoloji alanında ve bilimde çok büyük bir potansiyel oluşturacaktır.
Kodlama eğitiminin, üniversitelerden ilkokullara kadar indirilmesiyle, gelişime açık; sorunlara çok daha kolay çözüm getirebilen bir nesil yetiştirebilir; dünyaya bilişim, teknoloji ve yazılım ihraç edebiliriz. Her yıl; savunmaya, sağlık alanına ayrılan bütçenin çok daha altındaki bir bütçeyle Dünya üzerindeki bilgi verisini biz de elimizde bulundurabilir, çok kolay ve basit yatırımlarla bireysel kullanıcıların geliştirmesine sunulmuş bu teknolojik alanı ülkemizin gelişmesi ve bulunduğumuz coğrafyaya yön verebilme adına kullanabiliriz.

 

Ömer TÜRK

DOĞUŞ ÜNİVERSİTESİ TANITIM VE MEDYA BİRİM BAŞKANI