melike-ozturk

Kaç Kişisin?

Facebook kullanıcısı 1.60 milyarı aştı. Yok mu arttıran.
Gün aşırı çoğalıyoruz. İstatistiklerde bir artış mevcut ama kullanıcı sayısındaki artışla aynı oranda değil. Çünkü birden fazla hesabı olan birçok kullanıcı var. Bu tip psiko durumlar farklı sebeplere dayanabiliyor. Bunlardan en yaygını herhangi bir arkadaşını takip etmek için açılan sahte hesaplar. Yani doğuştan saplantılı bu arkadaşlar, ya taze engellendi ya sildirdi defterden kendini, ‘Eternal Sunshine’ benzeri bir hamle yapıp anıları yakalamaya çalışıyor. Ya da arkadaşlık isteği kabul görmedi bile. Bu cins insanlar ortak arkadaşlarınıza güvenir, ama gözü açık bir bireyseniz bu numaraları yemezsiniz.
Bazısının da garezi vardır, takmıştır bir kere ‘fake’ten trolleyecek sizi. Dışarda yolunu kaybetse bir tek kişiye yol sormayacak güven yoksunu vatandaş, sanal dünyada bile olsa kendi hesabından konuşabilme kabiliyetine sahip değildir. Bu gibi durumlarda farklı bir kişiliğe bürünmeyi tercih eder ve en güzelinden bir sahte hesap açar, kime ne söylemek istiyorsa dünyaya haykıracak gücü bulduğu o yedek hesabından söyler.Bu şekilde daha çok güvensizleştiğini, gerçeklikten böylesine uzaklaştığını göremez. Ama özgür olduğu o hesabı o denli benimser ki bir hasta gibi bağımlı hale gelir.
Twitter başlıbaşına bir güven kırıcı zaten. Aklımızdan geçen her şeyi Twitter’a iliştirmekle, hem olası bir olumsuzluğu büyütüyoruz hem de söyleyemeyeceğimiz etik olmayan bir şeyi herkesin görebileceği bir yere yazıyoruz. Kendi hesabından yazanlar için sıkıntı zaten büyük. Ama fake hesaptan yazmak madem özgür hissettiriyor, uluorta özgür olun. Çıkın apartman penceresine asın o özlü sözlerinizi, ya da haykırın dünyaya. Yumurta atarlar valla, girin içeri. Twitter’ın bugüne bugün 500 milyon kullanıcısı var. Peki siz bu 500 milyonun neresindesiniz?Paylaşımlarınız sizi ele veriyor. Nelerden hoşlandığınız, hangi filmleri izlediğiniz, takip ettiğiniz sanat akımları, siyasi görüşünüz, yaşadığınız muhit, vakit geçirdiğiniz arkadaşlarınız ve dahası. Bizi tanımasını istediklerimiz için bu, zamandan bir hayli tasarruf sağlayabilir, peki ya tanımasını istemediklerimiz için..Bir fake hesap dışında fake karakterler de türüyor. Mış gibi görünmek mesela. Herbirimizin belki de yanından geçtiği bir durum. Çok sosyal, çok entelektüel, çok şık, çok arkadaş canlısı, çok asi, çok siyasi, çok dindar… Ortası ya da azı yok. Hep çok. Standart insan yok etrafta. Herkes zirveleri temsil ediyor. Ama sokağa çıksan herkes standartın altında. Çünkü gerçekler bizi tatmin etmiyor artık.Sosyal medyada o kadar özel bilgilerimizi paylaştığımız halde şifrelerimiz dünya basiti. Hem bir de yakınlarımızla paylaşıyoruz bunları, çok samimi olmuş oluyoruz böylece. Bu daha vahim bir durum. Her şeyin apaçık biliniyor ve görülüyor olması insanların birbiri arasındaki güveni veya yakınlığı artırmaz, bilakis güvensizliğe ve kargaşanın büyümesine yol açar. Kendi yaşam alanınızın sınırlarını kendiniz belirleyin. Ve gerçekten sınırlarınız olsun. Bozulan arkadaşlıklar, iyi niyetli olmayan insanlar bu şeffaflığınızdan faydalanacaktır.Çok cengaver olmamıza da gerek yok sanal dünyada. Dijital sicilinizi boştan yere kabartmayın, sonrasında çok başınız ağrıyabilir. İş hayatınıza bile son verebilir bu yürekli halleriniz. Sadece gerçek hesapların problemi değil bu. Fake hesapların da takip edildiğini unutmayalım, söylediğimiz her şeyin önünü arkasını düşünelim.

Ağzından çıkanla kulağının duyduğu..

Normalleşti tabi her şey. Kötü, ayıp, çirkin olan her şey normalleşti. Yalnızlık önceden delilikti, şimdi normalleşti. Siyasi görüşünü ulu orta konuşamıyorsan eziksin. Belaltı mesaj vermek moda. Küfretmiyorsan kasıntısın. Bilmem kaç bin takipçin yoksa vasatsın. Fotoğrafların beğenilmiyorsa çirkinsin. Paylaşımların artık ilgimizi çekmiyor “nokta”. E nolduk yani şimdi. Neyden zevk alacağız. Neye güleceğiz, bizim için ilginç olan ne kaldı. -Yürüyen uçak

Samimiyeti özlüyorum. Gülme efektlerini sağa sola yazıp gülemiyor olmaktan bunaltı geldi. -Hadi beni güldür biraz.

Mutlu musun peki. Görünürde mutluluktan uçuyorsun, geceleri karabasanlardan kurtulamıyorsun, mıhlanıyorsun yatağına, tek başınasın. Ne yazdığın statüler, ne seni periyodik beğenen sözde dostların, ne fotoğrafının altına yorum yazan Almanya’daki dayın, kimse yok yanında. Yalnızsın.

 

Nefes almayı unutursun, mesaj yazmayı unutmazsın, unutamazsın, dijital dünyanın buna izni yok, hızlısın hızlı olmalısın, hızlı ölmelisin. Sosyal medyayı bir gün takip etmesen geri kalırsın, dışlanırsın. “Duymadın mı, bilmiyor musun, pardon ama yaşıyor musun sen!” Bir tane habere yetişeme, ilginç olan bir videoyu izleme, paylaşılan capsi gözden kaçır döverler adamı. Aman diyeyim! Herkesin güldüğü bir şeye gülme  -ay yok anlamadı bu.

Azıcık kendiniz olun, farklı olun. Robotik, tek elden çıkmış fabrika ürünü olmayın şöyle. Duygularınız, düşünceleriniz kendinize ait olsun. Siz farklısınız. Siz tek ve nadidesiniz. Farklı düşünebilir, farklı şeyler söyleyebilir ve farklı tepkiler verebilirsiniz. Kim sizi farklı oldunuz diye dışlayacak, farklı olmak itici olmak demek değil, hayata renk katmak demek. Renklendirin dünyayı. Siyah beyaz, tek tip pozlar, surat ifadeleri.. O yaptı ben de yapayımlar, o gitti ben de gideyimler, o yemiş ben de yiyeyimler.. Sıkılmadık mı artık. Neden bu kadar aynı olmaya çalışıyoruz. Beyinlerimiz mi kopyalandı.

Herbirimiz farklı bir görevle buradayız. Kabiliyetlerimiz başka başka. Hepimiz fizik sevmek ya da kimyadan nefret etmek zorunda değiliz. Etrafına bakmadan önce kendine bir sor. Ben bunu yapmak istiyor muyum, bundan zevk alıyor muyum. Siz başkasınız ve nadidesiniz. Ve her şeyden öte gerçeksiniz. Kendinizle barışın. Gözaltı torbalarınızla, kemerli burnunuzla, kel başınızla, beyaz saçlarınızla barışın artık. Siz güzelsiniz, akıllısınız ve her şeyden önce teksiniz. Sadece keşfedilmeyi bekliyorsunuz ama kendinizi keşfetmekten çekiniyorsunuz.

Hak da veriyorum, kalabalıklarda kendimizi kaybediyoruz. Eski hayatlara dikkat ederseniz, çoluk çocuk genç yaşlı hep birlikte. Küçüğü büyüğünden bir şeyler öğreniyor, büyüğü küçüğünden yaşam enerjisi alıyor. Şimdi yaşlılar inzivaya çekilmiş ölümlerini beklerken, çocuklar başına buyruk yol alıyor. Bilinmezlik ve serbestlik cazip geliyor ama bir şeyi gözden kaçırıyorlar, sınırların özgürlüğünü.

Sonra duygu durum bozukluğu yaşayan gençler, terkedilmiş ebeveynler.. Geç kalındı mı dersek, belki bir kuşak için geç kalındı ama bundan sonrası için daha yeni başlıyoruz, eğer kollarımızı sıvarsak ve kültürümüzü geri kazanmak istersek, öbür dünyaya göç etmemiş olan büyüklerimizi yakalayabiliriz. Sadece yapmamız gereken onlardan fikir almak ve şu sözleri artık rafa kaldırmak. -Devir değişti

Melike ÖZTÜRK

MARMARA BELEDİYELER BİRLİĞİ
Eğitim Hizmetleri Uzmanı