IMG-20150113-WA0019

Bilindiği üzere gün geçtikçe gelişen bir teknoloji çağındayız. Teknik ilerlemesi konusunda doğuştan şanslı olanlar ve sonradan bu kavime katılanlar da var. Etrafa bir bakalım. 3/5 yaşlarında ki çocukların ellerinde tabletler, telefonlar. Küçücük daha 1 yaşına anca erişmiş çocuklarımız artık ellerine telefon verilmiyor diye ağlar hale geldiler. Önceleri annesi olmayınca zır zır ağlayan yavrularımız şimdilerde ellerinde tabletleri eksik diye ağlar oldular. Sonradan bu kavime ayak uydurmaya çalışan büyüklerimiz ise torunu yaşındaki çocukları bu halde görünce standartlaşmış bir tepki olarak artık ” ah ah nerede eski zamanlar biz oyun oynamaya zaman bulamazdık” gibi tespitlerde bulunmaya başladılar. Her ne kadar bu durumu garipsemiş de olsalar zaman geçtikçe teknik gelişmelerden onlarda etkilenmeye torunlarına, çocuklarına ” evladım bana da yükle şu zımbırtıdan, öğret bakalım nasıl bir şeymiş ” olarak başladılar ve ayak uydurmak için ellerinden gelen her şeyi yapmaya başladılar. Her ne kadar başarılı olamamış olsalar da tabi.

Bu teknoloji çağının içinde yetişmiş çocuklarımız daha şanslılar tabi pek fazla öğrenme gereksiniminde bulunmuyorlar zaten teknolojinin içinde yetiştikleri için kolaylıkla kavrayabiliyorlar. Önceleri misafir çocukları bilgisayarla oynamak isteyince usulca odadan çıkarılırdı yeni neslimiz artık odadan ‘çık’ lafını duyunca usulca çıkmak yerine daha çok taşkınlık yapmaya başlar oldular. Gelişen teknoloji bir nevi çocuklarımızın kimyasını bozdu tek amaçları sosyal medya da daha fazla like almak, ünlüleri talip etmek, yeni gelişen oyunlarda bile bir başarma hırsı alıp en yüksek skoru yapmaya çalışır oldular. Hırs bürüdü onları önceleri oyunlar eğlenmek için boş kalan zamanları değerlerdirmek için idi şimdileri ise çocukların tüm zamanları boş oşdu kendilerine oyun oynamak için her zaman boş bir zaman bulur hale geldiler. Gerekirse uykularını bile heba etmeye başladılar. Bu topluma ayak uydurmaya çalışanlar ise sadece kendilerine açılan FACEBOOK hesabını açıp kapamayı öğrenmekten başka bir şey yapamaz haldeler bunun için çabalayıp da chat aşamasında stalk aşamasına gelmiş olanlarda var tabi ama daha tam anlamı ile onuda beceremediler.

Gelişen teknoloji her ne kadar zaman ve mekandan yana bize kolaylık sağlar hale de gelmiş olsa yüz yüze iletişimi bitirmeye başladı. İki arkadaş arasında olan tartışmalarda bile KLAVYE artistliğine giren yavrularımız yüz yüze gelince birbirlerinden kaçar haldeler.

Teknoloji çağında yetişen ve dijital yerliler olarak adlandırdığımız neslimiz yüzyüze iletişimden çok arkadaşlarıyla buluşupta zaman geçirmekten çok gün içerisinde sürekli whatsapp, facebook vs. sosyal ağlardan etkileşimde olmayı tercih ediyorlar. Gün içerisinde sürekli ellerinde telefon artık uyanır uyanmaz el yüz yıkamaktan önce dahi ilk olarak telefonlarına gelen mesajları kontrol etmeyi tercih ediyorlar. Ellerinde telefonları olmayınca resmen psikolojik bunalıma girer hale geldiler. Telefonları olmnayınca kendilerini dış dünyadan dışlanır halde hissetmeye başladılar. Bilimsel olarak yapılan bazı araştırmalarda da zaten verdikleri ortak cevab ”Telefonum olmadığı zaman kendimi çıplak hissediyorum, internet paketim birince telefon benim için boş geliyor, paketim olmayınca evden hiç hiç çıkasım gelmiyor, internetim olmayınca kendimi bir şeyleri kaçırıyormuşum gibi hissediyorum ” şeklinde cevapları oluşmaya başladı. Bu neslimiz sürekli chat yapma derdinde olan okulda derslerde bile yasak olmasına uyarı almalarına rağmen sürekli bir mesaj atma derdine düştüler.

Hızla gelişen hızlı veri dolaşımında bulunan teknoloji neslimizi oldukça sabırsız hale getirdi, isteklerine ulaşamayınca isyanda bulunan bir nesle dönüştüler artık para istiyorlarsa anında olmasını, bir şeyler yapmak istiyorlarsa bir eşyayı dahi istiyorlarsa anında olmasını ister hale geldiler. sosyal hayatlarında da değişen pek bir şey yok tabi kullandıkları sosyal ağların hemen hızlı bir şekilde açılmasını veri kullanımını hızlı olarak aktarmak ister hale geldiler. Sonradan bu gruba katılmaya çalışan göçmenlerimiz ise sosyal ağlardan mesajlaşmak, etkileşimde olmaktan ziyade yüz yüze birebir ilişkileri daha çok tercih ederler. Onlar için bir telefon ”ALO” diyorsa başka hiçbir özelliğine fazla gereksinim duymazlar. onlar için internet pek gereksinim duyulacak bir şey değildir. Onlar en basit bir araştırma konusunu dahi hemen birinde elden duymayı, yaşı olgunlaşmış kişilere danışmayı, ansiklopedi gibi kaynaklardan yararlanmayı tercih ederler. Onlar için internet en son çaredir. Başları dahi ağrısa yeni neslimiz gibi internetten araştırmadan çok koca karı ilaçları (yöntemleri) denilen yola başvururlar hemen. Çoğu zaman doktora dahi gitmezler. Göçmenlerimiz her ne kadar yeni nesile ayak uydurmaya çalışsalar da kendi yaşam şartları, kendi yaşanmışlıkları,bazı değerleri özellikle de maneviyata verdikleri değerler onları çoğu konuda uyumdan kaçınmak uzaklaşmak zorunda kılar. Gelişen teknolojinin evet bizim hayatımıza, yaşantımıza katkısı çok fazla bundan 5/6 senelere evvel hep ” ölüm dışında her şeye çare bulundu ” denilirken artık gelişen teknolji insan ömrünü uzatmaya yönelik buluntularda bile bulunuyor. Kalbi duran işlevini kaybetmiş insanlara yeni bir kalp nakli bile yapılır hale geldi. Gelişen teknolojiye hayran kalmamak elde değil. Bir yandan da teknolojinin gelişimiyle birlikte değişen hatta kaybolmaya yüz tutmuş manevi değerlerimiz de var. Eskiler gibi bayramlar da el öpmelere gitmelerden çok telefon ile görüntülü aramalar, sms ler ile iyi bayramlar mesajları dahi atılmaya başlandı. Evet teknolojinin hayatımızda artı yönleri çok ancak hayatımızdan çaldıkları da göz ardı edilemeyecek kadar çok oldu. Manevi değerlerimizi elimizden aldıktan sonra teknolojinin gelişmesi, her geçen gün yeni sohbet sitelerinin oluşması neslimizi yüz yüze iletişimden korkar hale getirmesi bizim değerlerimizi yok etmeye başlaması iyi bir gelişmeden çok hayatı kör bir kuyunun içine atmak gibi birşey. Hoş boşuna denilmiyor ” İNTERNET TÜM DÜNYAYI SARAN BİR ÖRÜMCEK AĞ ”diye.

Nurgül DEMİR

İSTANBUL AREL ÜNİVERSİTESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ